Yazar arşivleri: mgencer

“Uygulamalı Sosyal Ağ Analizi” Türkçesi yayınlandı

Önceki yıl İngilizce olarak yayınlanan kitabım şimdi Türkçe olarak basıldı. Sosyal ağ analizi alanında hem kuramları öğrenmek hem de uygulamalar yapmak isteyen araştırmacı ve öğrencilere yönelik kitap her bölümde vaka analizleri ve R platformu için uygulama örnekleri sağlıyor.

Süreçteki katkıları için Tüm İzmir Ekonomi Üniversitesi Yayınları ekibine, özellikle de editörümüz Raşit Çavaş’a teşekkürler.

Kitabı birçok noktada bulabilirsiniz. Yayınevinin sayfası kitabın künye bilgileri ve örnek bir kısmını sunuyor. Idefix gibi birçok noktada satılıyor olacak. Keyifli okumalar.

Uygulamalı sosyal ağ analizi-kapak

iyi iş … kötü iş …

Bir işletme hocası olarak son günlerdeki Migros haberlerini ilgiyle izliyorum. Önceki gün şirketin çok sayıda çalışanı ücret iyileştirme talepleriyle şirket yönetim kurulu başkanı Tuncay Özilhan’ın evinin önünde bir protesto gerçekleştirdiler ve polis tarafından gözaltına alındılar. Gözaltına alınan işçilerden birinin gözyaşları içerisindeki fotoğrafı da sosyal medyada çok yankı buldu. Bu sahneye işletme veya idari bilimler açısından nasıl bakabiliriz?

Aynı soruyu yıllar önce Beyza Oba hocamla beraber yazdığımız bir kitap bölümünde Soma maden faciası ile ilgili olarak sormuştuk*. İşletmeler ve yöneticiler böyle olaylarda nasıl tepki veriyor? Neden işletme bilimi tam da kendi uzmanlık alanları olan bu konuda hiçbir şey söyleyemiyor? Sorunun cevabı ithal kapitalizmin ve ona yönetici yetiştiren işletme okullarımızın çarpık felsefesine ve tarihçesine uzanıyor. O akademik metinde yazdıklarımı burada tekrar etmeyeceğim. Ama ana fikir şudur: bir işletme sosyal bir varlıktır, ve bu varlığı sadece parayla tarif edemezsiniz. O şekilde tarif etmekte ısrar ederseniz kötü bir iş çıkar ortaya. Sadece çalışanlarına yansıyan bir kötülük değil bahsettiğim; o zaten aşikar. Bu bakışın görmezden geldiği insani sınırlar aynı zamanda bu süfli Türk şirketi ile Silikon Vadisinin veya Kuzey Avrupa’nın başarılı işletmelerini ayıran görünmez sınırlardır. Sınırın diğer tarafında çok daha iyi işler var (mükemmel değiller, ama işletme biliminin teşhis edebildiği kadarıyla en iyiler.)

İşletme bölümüne yeni başlayan öğrencilere genellikle sorarım: “bir işletmenin varoluş amacı nedir?”. Öğrencilerin çoğu bu bölümü bitirmenin ne kadar kolay olacağına dair bir rahatlama hisseder ve bıyık altından gülümseyerek el kaldırıp cevap verirler: “kar etmek için”. Lise boyunca maruz kaldıkları şeylerin arasında Nietzche yoktur maalesef. Bu yüzden “insan olmanın” ve “yönetici/lider olmanın” nasıl birbirinden ayrılamayacağını konuşmaya başlarız. Ortada iki soru vardır: (1) işinizi yönetirken vicdansız bir varlık gibi davranıp akşam eve gidince iyi bir insan olabilir misiniz ve olmak ister misiniz?, ve (2) böyle olursanız yönettiğiniz şirketten nasıl bir cacık olur? İnsan olmak kapının önüne çıkmak ve onlarca yıldır ekibinizde çalışan insanlarla doğrudan konuşacak cesarete ve iyi niyete sahip olmaktır. Lider olmak ta kendini kızgın ve kaybolmuş hisseden bu insanlara onun yerine umut ve aidiyet duygusunu verebilmektir. Hesap makinesi liderliğin yerini tutamaz.

Şirketlerin kar etmesi nefes almak gibidir. Onsuz yaşayamazlar. Ama amaç bu mudur? Bir insana hayattaki amacını sorduğunuzu düşünün, cevabı “nefes almak” olsun. Bu kene gibi bir parazit için uygun bir cevap olabilir, ama insan dediğinin bir iddiası olmalı. Ticari işletmeler ekonomik koşullara göre zaman zaman az ya da çok kar edebilir. Ama ortada her ne varsa arkasındaki sebep nadiren acımasızlıktır. Genellikle başarının sebebi çalışanlarınıza güzel bir amaca hizmet etme ve aidiyet duygusunu, topluma ise kendisi için değer yaratmak konusunda samimi olarak çabalayan bir sosyal varlık olduğunuz duygusunu verebilmenizdir. İnsanların çaresizlikten değil, tercihleri nedeniyle çalışanınız veya müşteriniz olmasını istiyorsanız tabi. İşte bu yüzden işletme eğitiminin esası hesap değil ahlak ve davranış bilimidir.

İnsanı evrimsel olarak başarılı bir maymundan fazlası yapan şeyler doğal ya da doğuştan değildir. Bunlar insanlık olarak bizim iyi ve kötü deneyimlerle keşfettiğimiz kollektif tecrübeden ortaya çıkıyorlar. Vahşi bir sürü olmak yerine işbirliği ile bir uygarlık yaratmanın yolu birbirimize karşı iyi olmaktan geçiyor. Bu doğal değil, ayrıca her zaman kolay da değil. James Joyce’un güzel ifadesiyle “milyonuncu kez gidiyorum … dövmeye ruhumun örsünde soyumun yaratılmamış vicdanını”.

İşte bu yüzden yönetici adaylarına vicdan dövmeyi öğretmek bizim verdiğimiz eğitimin en önemli kısmı. Bugünden bakınca söyleyebilirim ki Tuncay Özilhan ve diğer Migros yöneticileri bu dersten fena çaktılar.

* Oba, B., & Gençer, M. (2016). The ghost in the system: Critical management studies in Turkey. In Critical Management Studies (pp. 203-218). Routledge.

YERSİS Proje raporu ve sitesi yayında

TC Sanayi ve Teknoloji Bk. Kalkınma Ajansları Genel Md. ile yürüttüğümüz bir yıla yakın süren çalışmanın sonunda “İller Ve Bölgeler Arası Sosyo-Ekonomik Ağ Ilişkileri Raporu” yayınlandı. Çalışmanın bir parçası olarak ortaya çıkan YERSİS web hizmeti de araştırmacılar için yayında. link

Sunbelt Bildirisi

Bu sene 40. kez düzenlenen Sunbelt 2020 konferansında Özgür Akarsu ile beraber yazdığımız “Effect of discourse on network ties: A method and business organization case study” başlıklı bildiriyi sunduk!